4 Mart 2011 Cuma

Bloğuma Dokunmaaa !!!


Bir kaç gün önce yeter artık gene çok ara verdim diyerek blogumu açayım dedim. Kendime olan yazı yazmama kızgınlığım yerini digitürk'e kızmaya bıraktı. Ben de diğer bloggerlar gibi şu an yazabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Şok etkisi gidermek için önce bir kaç kere derin derin nefes alıp verme işleminden sonra DNS ayarlarımla oynadımda öyle açbildim.
İşte şimdi kendimi tam anlamıyla BÜTÜN hissediyorum. Çünkü bana sorulmadan bana ait olan bir şeyin alınması kadar b...ktan bir durum olamaz. Tamam her gün uyanıp da hemen her şeyimi paylaşmaya ne kadar üşensemde ne kadar üstüne düşmesem de
BU BENİM BLOGUM!
Kızdığım, beğendiğim, eleştirdiğim hr şeyi paylaşmaya gayret ettiğim emeğim olan bir parçamı saçma bir gerekçeyle nasıl olur da engellersiniz.
Bir karar alırken kuruyla beraber yaşı da yakmamaya özen gösterilmeli. En azından saygı gösterilmeli!

18 Aralık 2010 Cumartesi

Dizilerdeki 'Suyum Geldi Bebek Geliyoooo' Sahneleri

Hep tv'lerde doğum koçları, bebek doktorları vs hep anlatırlar doğumun başlama aşamalarını. Suyun gelmesi doğumun hemen olacağı anlamına gelmez, 24 saat içinde her hangi bir zamanda doğum gerçekleşir. Ama neden neden neden dizilerde 'ayyy suyum geliyor' diye bağırırlar. Bütün ev ahalisi de panik olurlar ve acilen hastaneye gidilir. Hastaneye varana kadar nefes al nefes ver sloganlarının eşliğinde çığlıklar ata ata varırlar doğumhaneye. Dizilerde her şey mükemmel olmak zorunda mı der dururdum ama yok yok vazgeçtim. Bazen de böyle kusurları olmuyor değil.

Dipnot: Dizilerle başlamam fena oldu. Artık önümüzdeki 10 post ne yazacağım belli gibi ne dersiniz?

29 Kasım 2010 Pazartesi

Dizilerdeki Çıldırtan Mükemmellik Takıntısı

Hani şu konuları ve oyuncularının  rol kabiliyetsizliği olarak birbirinin aynı diziler var ya. Hepsi birbirinin çakması konusunda yalnız değilim eminim. Ama yeter artık diye patlama noktasına ismini anmak bile istemediğim dram adı altında komedilerle dolu yeni bir dizi sayesinde geldim. Malum bizim Türk dizilerinde bir kilo makyajla yatmalarından saçlar fönlü uyanışlarına kadar sayısız saçmalıklar mevcut. Ama vallahi alıştık artık napalım? Böyle gelmiş böyle gidecek bu dizi furyası. Ama geçen genç bir kızımız dizide bir mektup yazıyor. Mektuptaki gibi mükemmel yazı hiç birimizde yoktur eminim. Çizgisiz bembeyaz kağıda inci gibi sıraladı kelimeleri hanım kızımız. Anneannem bile gözlüğü olmadan tane tane okur satırları. O derece kusursuz düzgünlükteydi yani. Eee sen de her şeyi eleştiriyorsun galiba ne var bunda demeyin. Mektup yazıyor demiştim ya hani. İşte o hanım kızımız mektubu intihar etmeden bir kaç dakika önce yazıyor. O psikolojide ve o anki karmaşık duygu furtınaları arasında eli titremeden, kağıda göz yaşlarını bulaştırmadan hatta hiç satırdan kaymadan nasıl yazabilir? Kelimeleri nasıl inci gibi dizebilir? Ya tamam 'haklılar çok yoğun tempoda çalışıyorlar' derdim ama burdaki durum bir eksiklik yada süreklilik hatası değilki. Her şeyin gözümüze mükemmel biçimde sunulması. Görsellik adı altında sanallığın daniskasıdır bu yahu.
Ve daha anlam veremediğim 'neden yahu neden?' diye çıldırdığım sayısız durum var dizilerimizde. Ne yazıkkk